Freud ve Sonrası

Psikoterapi, Psikanaliz

10-15 dakikalık ücretsiz öngörüşme randevusu almak için iletişim
formunu kullanabilir veya doğrudan telefon ile mesaj gönderebilirsiniz.

İletişim Formu

Öne Çıkan Yazılar

Psikoterapi, Psikanaliz

Freud Ve Sonrası

Yazıyı Oku

Psikoterapi, Psikanaliz

Nevrotik Tarzlar

Yazıyı Oku

Psikoterapi, Psikanaliz, Akademik, Psikoloji, Seminer, Psiko-politik

Ruh Sağlığı Alanının Sterilizasyonu Ve Yeniden Politizasyon İmkanı

Yazıyı Oku

 

S. Murat Paker

(*) Bu makale ilk olarak 23 Ağustos 2026 tarihinde Yeni Arayış web dergisinde yayınlanmıştır.

 

Freud ve Sonrası: Modern Psikanalitik Düşüncenin Tarihi, ilk kez 1995’te İngilizce yayımlanmış; Türkçeye ise 2012’de kazandırılmış bir modern klasik.

Aradan geçen yıllarda hem psikanalizin kendi iç çoğulluğu daha görünür hale geldi, hem de psikanalitik düşüncenin psikoterapi alanının geneline sızma biçimleri daha belirginleşti. Bu nedenle kitabın yeniden yayımlanmasını, yalnızca yeniden dolaşıma sokma değil, yeni kuşak okurlar için yeniden bağlama yerleştirme fırsatı olarak görüyorum. 2012’de bu çevirinin ilk baskısına yazdığım Editörün Önsözü’nü bugün daha genişletmemin gerekçesi de bu: Kitabın harita işlevini korurken, o haritanın bugünkü zihinsel ve klinik iklimde nasıl okunabileceğine dair birkaç ek işaret koyabilmek.

Stephen A. Mitchell, çağdaş psikanalizin en yaratıcı sentezleyicilerinden biriydi; erken sayılabilecek bir yaşta (54) yaşamını yitirmesine rağmen psikanalitik düşüncenin özellikle son dönemindeki yön değişimlerini anlamlandırmada kilit bir figür olarak kaldı.[1]

Mitchell’in adı bugün en çok ilişkisel psikanaliz ile birlikte anılıyor; nitekim bu yaklaşım, son birkaç on yılda psikanalitik alanın en hızlı gelişen damarlarından biri olarak tartışıldı ve kurumsallaştı.[2]

Bu kitap ise Mitchell’in tek başına kaleme aldığı metinlerden farklı bir tonda, hayat arkadaşı Margaret J. Black ile birlikte yazdığı tek ortak eser. Black’in klinik ve kurumsal katkıları da özellikle ilişkisel psikanaliz çevreleri açısından merkezî bir yerde duruyor. Dolayısıyla kitap, bir yandan psikanalitik düşüncenin Freud-sonrası çoğullaşmasını anlatırken, diğer yandan yazarlarının durduğu yerin (ilişkisel duyarlılığın) izlerini de satır aralarında taşıyor.

Bu kitabın kıymetini anlatmanın en kestirme yolu şudur: Freud ve Sonrası, psikanalizi sadece Freud’un metinlerinin uzantısı saymayan çok geniş bir klinik ve entelektüel çoğunluğun gözünde, psikanalize en iyi giriş kitaplarından biridir. Üstelik bu giriş, yalnızca meslek içi bir giriş değildir. Psikoterapi öğrencisi, klinisyen, akademisyen ya da psikanalitik düşünceye kültürel ve entelektüel bir merakla yaklaşan eğitimli okur için de kavramları yaşayan bir çerçeve içinde bir araya getiren nadir metinlerden biridir.

Dört mit ve psikanalizi okunabilir kılma çabası

Mitchell ve Black, kitabın kendi önsözünde psikanalize dair dört yaygın mitten söz ederler: 1) Psikanalizin büyük ölçüde Freud’un işi olduğu; 2) Freud’dan bu yana pek değişmediği; 3) modasının geçtiği; ve 4) bir tür bâtınî tarikat gibi, ancak uzun yıllar süren bir üyeliğe kabul süreci (initiation) ile girilebilecek kapalı bir alan olduğu.

Bu dört mit, yalnızca dışarıdaki önyargıları tarif etmez; psikanalizin kimi zaman kendi kendini sunma biçimlerinden de beslenen, hatta kimi kurumlaşma süreçlerinde yeniden üretilen yanları da vardır. Yazarların asıl hedefi de tam burada belirginleşir: psikanalize giriş düzeyinde, bu mitlerin ipliğini pazara çıkarırken psikanalizin zengin tarihsel evrilmelerini jargona boğmadan, klinik örneklerle ve anlaşılır bir dille aktarabilmek.

Bugün bu mitlerin her birinin yeni kılıklara büründüğünü görüyoruz. Örneğin “psikanaliz Freud’dur” miti, bir yandan popüler kültür klişeleriyle (divan, suskun analist, yorumlayan otorite figürü) sürerken, diğer yandan Freud’a indirgenmiş bir “kültürel etiket” olarak da dolaşımda kalabiliyor. Buna karşılık, psikanalitik alanın kendi içindeki çoğul tarihini bilen okur, psikanalizin tek bir kurama ya da tek bir teknik şablona indirgenemeyecek ölçüde çok katmanlı bir birikim olduğunu daha net görür. Bu kitap, okuru tam da bu çoğulluğun içine, üstelik kaybolmadan girebileceği bir güzergâhla taşır.

İkinci mit, yani “psikanaliz değişmedi” iddiası, pratikte iki uç üretir: Bir yanda psikanalizin güncel klinik gerçeklikle temasını kaybettiğini düşünen eleştiriler, diğer yanda ise değişimi inkâr eden bir zaman kapsülü dili. Mitchell ve Black’in başarısı, değişimi bir moda olarak sunmadan, psikanalitik düşüncenin kendi iç mantıklarıyla nasıl dönüştüğünü gösterebilmesidir. Bu dönüşümün izini sürmek, psikanalizi savunmak ya da yermekten önce, onu anlamanın bir ön koşuludur.

Üçüncü mit, “psikanalizin modası geçti” savı, çoğu zaman sağlık sistemlerinin ekonomik ve kurumsal gerçekleriyle karıştırılır. Kısa süreli belirti (symptom) odaklı müdahalelerin yaygınlaşması, psikanalitik düşüncenin etkisinin azaldığı anlamına gelmez. Tam tersine, psikanalitik kavramlar çoğu zaman başka ekollerin dili içinde yeniden formüle edilerek yaşamaya devam eder. Bu kitap, psikanalizi bir tarih müzesine kapatmak yerine, psikanalitik düşüncenin farklı disiplinlerle ve klinik ihtiyaçlarla nasıl temas ettiğini gösteren bir çerçeve sunar.

Dördüncü mit ise belki de Türkiye’de ve dünyanın birçok yerinde hâlâ en güçlü olanıdır: Psikanalizin anlaşılmaz bir jargon ve kurum içi hiyerarşiler üzerinden erişilmez kılındığı izlenimi. Mitchell ve Black’in metninin pedagojik değeri burada öne çıkar: Okur, psikanalitik fikirlerin aslında insan yaşantısının somut dertlerine, ilişki örgütlenmelerine ve anlam üretme süreçlerine dair bir kavrayış çabası olduğunu görür.

Bu nedenle Freud ve Sonrası yalnızca “ne olmuştu?” sorusuna yanıt vermez; “bugün elimizde ne var ve bu ne işe yarar?” sorusunu da sürekli diri tutar.

Harita olarak kitap: ekoller, soy ağaçları ve karşılaştırmalı okuma

Kitap, Freud’la açılır; sonrasında ise psikanalizin ana damarlarını, ekoller arası gerilim ve akrabalıkları görünür kılar.

Ego Psikolojisi, Kişilerarası Psikanaliz, Kleincı gelenek, İngiliz Nesne İlişkileri Okulu, kimlik ve kendilik psikolojileri, çeşitli Freudçu revizyonistler…

Bu kadar geniş bir alanı tek ciltte kapsamlı biçimde anlatmak zaten mümkün değildir; yazarlar da bunu amaçlamaz. Ama okura doyurucu bir harita verirler: hangi kavramın hangi klinik sorunu aydınlatmaya çalıştığını; hangi ekolün hangi tür insan deneyimini merkeze aldığını; ekollerin nerede ayrışıp nerede birbirini tamamladığını görürüz.

Bu harita fikrinin iki önemli sonucu var. Birincisi, psikanalize yeni başlayan okur için güvenli bir başlangıç sağlar: kavramlar isimler listesine dönüşmeden klinik sezgiyle bağ kurar. İkincisi, daha deneyimli okur için bir karşılaştırma imkânı yaratır: Kendi klinik konumumuzun aslında hangi tarihsel tartışmaların içinden konuştuğunu, hangi sorulara nasıl yanıt verdiğini daha açık ve seçik bir şekilde görürüz. Bu nedenle ben kitabı tek doğru psikanaliz arayanların değil, psikanalizi bir düşünme ve anlama geleneği olarak ciddiye alanların kitabı olarak okumayı öneririm.

Burada 2012’de de işaret ettiğim bir noktayı yinelemek ve biraz daha açmak isterim: Kitapta ilişkisel psikanalize ayrı bir bölüm ayrılmamış olması dikkat çekici bir eksikliktir.

Bu, yazarların “kendi ekollerini” merkeze yerleştirme arzusu taşımamasından ve daha çok ilişkisel dalga öncesi psikanalitik çoğulluğun tarihine giriş sunmak istemelerinden anlaşılabilir. Fakat tam da bu yüzden, kitabın son iki bölümünde ele alınan teori ve teknik tartışmaları ayrıca önemli buluyorum: Yazarlar, kendi konumlarını dayatmadan hissettirebiliyor ve okuru canlı bir tartışma alanına taşıyorlar.

“Teoride Tartışmalar” ve “Teknikte Tartışmalar”: Bugüne bağlanan düğüm

Mitchell ve Black’in son iki bölümde sorduğu sorular, psikanalizin hem epistemolojisini hem de klinik etiğini ilgilendiren büyük sorulardır: Psikopatolojinin kökeninde travma mı vardır, yoksa fantezi mi? İyileşmeyi engelleyen çatışma mıdır, duraklamış gelişim mi? Cinsiyet ve cinselliği nasıl ele almalı? Psikanaliz ampirik bir disiplin midir yoksa yorumsamacı bir gelenek mi?

Teknik düzeyde ise, klinikte geçmiş mi yoksa bugün mü ön plandadır; yorum mu yoksa analitik ilişki mi belirleyicidir; karşı aktarımı nasıl ele almalı; psikanalizin diğer tedavilerle ilişkisi nasıl kurulmalıdır?

Bu soruların her biri günümüzde de klinikte karşımıza çıkmaya devam ediyor. Travma ve fantezi karşıtlığı örneğin, yalnızca kuramsal bir ayrım değildir; danışanın acısına nasıl tanıklık ettiğimiz, anlatıyı nasıl kurduğumuz ve terapötik ilişkiyi nasıl taşıdığımızla doğrudan ilgilidir. Benzer biçimde, çatışma ile gelişimsel duraklama ayrımı, belirtiyi yalnızca bastırılmış çatışmanın dönüşü olarak mı, yoksa ilişkisel bir düzenek içinde donmuş bir gelişim hattı olarak mı okuyacağımız sorusunu gündeme getirir. Toplumsal cinsiyet ve cinsellik başlığı ise psikanalizin tarihsel bagajlarını, normatif kör noktalarını ve aynı zamanda düzeltme kapasitesini tartışmaya açar.

Ampirizm ve yorumbilim gerilimi ise, “psikanaliz bilim midir?” gibi kaba bir ikilikten daha incelikli bir soruya işaret eder: Klinik bilgi nasıl üretilir; hangi tür kanıt ve hangi tür anlamlandırma süreçleri bize yol gösterir; analitik düşünceyi dogmadan koruyan şey nedir? Mitchell ve Black burada, ekollerin birbirini karikatürize ettiği polemik diline sapmadan, ayrışmaları ve temas noktalarını görünür kılmayı başarmışlardır.

Teknikteki tartışmalar da benzer biçimde yalnızca teknik değildir. Geçmiş ile şimdi arasındaki öncelik tartışması, aslında terapinin zaman anlayışını belirler: Danışanın bugünkü ilişkisel dünyası içinde geçmiş nasıl canlanır ve nasıl ele alınır? Yorum ile ilişki arasındaki gerilim, analistin otoritesini, sorumluluğunu ve birlikte düşünme kapasitesini tartışmaya açar. Karşı-aktarım meselesi, klinisyenin öznel katılımını hem bir risk hem de bir araç olarak ele almayı gerektirir. Psikanalizin diğer tedavilerle ilişkisi ise günümüz eklektik alanında psikanalitik düşüncenin özel katkısını kaybetmeden nasıl diyalog kurabileceği sorusunu gündeme taşır.

Kısacası, bu iki bölüm yalnızca bir tartışma envanteri sunmaz; okuru psikanalitik düşüncenin canlı merkezine çağırır. Bu yüzden 2012’de de belirttiğim gibi, kitabın en parlak bölümlerinin burada yoğunlaştığını düşünüyorum.

Bu kitabı nasıl okumalı?

Freud ve Sonrası bir “tarih kitabı” olmakla birlikte, okuru pasif bir seyirciye dönüştürmez; aksine okuru seçim yapmaya, karşılaştırmaya ve kendi klinik sezgisini sınamaya iter. Bu nedenle benim önerim, kitabı tek seferde bitirilecek bir metin gibi değil, geri dönülerek okunacak bir başvuru haritası gibi ele almak. Bir ekol ya da kuramcı size yakın geldiğinde, yazarların işaret ettiği temel metinlere yönelmek okuma deneyimini derinleştirir. Nitekim bu hacimde bütün ekollerin kapsamlı bir incelemesinin mümkün olmadığını, derinleşmek isteyen okurun temel metinlere başvurması gerektiğini yazarlar da açıkça belirtir.

Mitchell’in düşünme biçimi, ya o ya bu ikiliklerine teslim olmadan, farklı ekollerin duyarlılıklarını yan yana getirebilmesiyle tanınır. Bu kitap da aynı etiği taşıyor. Okura, ekoller arası sınır savaşlarını değil, insan yaşantısını anlamaya yönelik farklı lenslerin neyi görünür kıldığını gösteriyor. Bu, klinik pratik açısından da hayati bir kazanım. Danışanın getirdiği malzeme, çoğu zaman tek bir teorik dil içinde tam karşılığını bulmaz; farklı kavramsal çerçeveler farklı katmanları aydınlatır. Harita işte burada kaybolmadan dolaşabilmek için çok faydalı olabilir.

 

www.muratpaker.com

www.psikopolitik.com

 

 

[1] Mitchell’in kitapları:

  • Greenberg, J. & Mitchell, S.A. (1983). Object Relations in Psychoanalytic Theory. Cambridge, MA: Harvard Univ. Press.
  • Mitchell, S.A. (1988). Relational Concepts in Psychoanalysis: An Integration. Cambridge, MA: Harvard Univ. Press. [2009’da Psikanalizde İlişkisel Kavramlar başlığıyla Türkçe çevirisi yayınlandı; 2026’da OkuyanUs Yayınları tarafından tekrar yayınlanacak].
  • Mitchell, S.A. (1993). Hope and Dread in Psychoanalysis. New York: Basic Books.
  • Mitchell, S.A. & Black, M.J. (1995). Freud and Beyond: A History of Modern Psychoanalytic Thought. New York: Basic Books. [Elinizdeki kitap]
  • Mitchell, S.A. (1997). Influence and Autonomy in Psychoanalysis. Hillsdale, NJ: Analytic Press.
  • Mitchell, S.A. (2000). Relationality: From Attachment to Intersubjectivity. Hillsdale, NJ: Analytic Press.
  • Mitchell, S.A. (2002). Can Love Last? The Fate of Romance over Time. New York: W.W. Norton & Co. [2010 yılında Aşk Sürebilir mi? başlığıyla Türkçe çevirisi yayınlandı; 2026’da OkuyanUs Yayınları tarafından tekrar basıldı].

[2] Paker, M. (2009). Editörün Önsözü. Mitchell, S.A. (2009). Psikanalizde İlişkisel Kavramlar: Bir Bütünleştirme içinde, çev.: Gülenbaht Algaç-İrem Anlı. İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları [Özgün kitap: Mitchell, S.A. (1988). Relational Concepts in Psychoanalysis: An Integration. Cambridge, MA: Harvard Univ. Press]. Bu kitap da 2026 yılı içinde OkuyanUs Yayınları tarafından tekrar yayınlanacaktır.

 

İletişime Geçin

Benimle iletişime geçmek için aşağıdaki formu doldurabilirsiniz.

PAYLAŞ