Aşk Sürebilir mi? - Editörün Önsözü

Psikanaliz, Aşk

10-15 dakikalık ücretsiz öngörüşme randevusu almak için iletişim
formunu kullanabilir veya doğrudan telefon ile mesaj gönderebilirsiniz.

İletişim Formu

Öne Çıkan Yazılar

Psikanaliz, Aşk

Aşk Sürebilir Mi? - Editörün Önsözü

Yazıyı Oku

Psikanaliz, Narsisizm, Psikopati, Liderlik

Narsisizm 2.3: Narsisistik Ve Psikopatik Liderlik Tarzları

Yazıyı Oku

Psikoterapi, Akademik, Travma, Psikoloji, Seminer

Psikotravmatolojiye Giriş

Yazıyı Oku

 

 

İlişkisel Psikanaliz ekolünün en önde gelen kurucularından Stephen A. Mitchell’in Can Love Last? The Fate of Romance Over Time kitabı, zamansız ölümünden iki yıl sonra, 2002 yılında yayınlandı. Aşk Sürebilir mi? Zamana Karşı Romantik Aşkın Kaderi başlığıyla Türkçe çevirisinin ilk basımını da 2010 yılında, 2007-19 arasında kurucu editörlüğünü yaptığım İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları Psikanaliz-Psikoloji Dizisi kapsamında yapmıştık. Mitchell’ın bu değerli kitabı şimdi Türkçedeki yolculuğuna OkuyanUs Yayınları bünyesinde Cem Alpan’ın aynı güzel çevirisiyle devam ediyor. Bu gelişme de bana on beş yıl sonra bu önsözü biraz daha genişleterek yazma imkânı veriyor.

Stephen A. Mitchell

Stephen A. Mitchell (1946-2000), oldukça erken sayılabilecek bir yaşta (54), bir kalp krizi sonucu ölmesine rağmen çağdaş psikanalize çok önemli ve değerli katkılarda bulunmuştur. Mitchell, son otuz beş yılda en hızlı gelişen psikanaliz ekolü olan ilişkisel psikanalizin en önde gelen teorisyeni sayılmaktadır. Yine Mitchell’in başka bir temel kitabı olan Psikanalizde İlişkisel Kavramlar’a yazdığım Editörün Önsözü’nde hem Mitchell, hem de ilişkisel psikanaliz ekolü hakkında ayrıntılı bir tanıtım sunmuştum.[1]

Psikanalizde İlişkisel Kavramlar, Mitchell’ın 1988 yılında yayınladığı ve ilişkisel psikanaliz ekolünün genel teorik çerçevesini tanımladığı ikinci kitabıdır. Aşk Sürebilir mi? ise Mitchell’ın yazarı olduğu yedi kitabın sonuncusudur ve ölümünden sonra, 2002 yılında yayınlanmıştır[2] (Bkz. Tablo 1).

 

Tablo 1

Stephan A. Mitchell’ın kitapları

  1. Greenberg, J. & Mitchell, S.A. (1983). Object Relations in Psychoanalytic Theory. Cambridge, MA: Harvard Univ. Press.
  2. Mitchell, S.A. (1988). Relational Concepts in Psychoanalysis: An Integration. Cambridge, MA: Harvard Univ. Press. [Türkçesi ilk olarak 2009’da yayınlandı, yeni basımı OkuyanUs Yayınları tarafından yapılacak]
  3. Mitchell, S.A. (1993). Hope and Dread in Psychoanalysis. New York: Basic Books.
  4. Mitchell, S.A. & Black, M.J. (1995). Freud and Beyond: A History of Modern Psychoanalytic Thought. New York: Basic Books. [Türkçesi ilk olarak 2012’de yayınlandı, yeni basımı OkuyanUs Yayınları tarafından yapılacak]
  5. Mitchell, S.A. (1997). Influence and Autonomy in Psychoanalysis. Hillsdale, NJ: Analytic Press.
  6. Mitchell, S.A. (2000). Relationality: From Attachment to Intersubjectivity. Hillsdale, NJ: Analytic Press.
  7. Mitchell, S.A. (2002). Can Love Last? The Fate of Romance over Time. New York: W.W. Norton & Co. [Türkçesi ilk olarak 2010’da yayınlandı, elinizdeki kitap]

Derlediği kitap:

  1. Mitchell, S.A. & Aron, L. (Der.) (1999). Relational Psychoanalysis: The Emergence of a Tradition. Hillsdale, NJ: Analytic Press.

 

Aşk Sürebilir mi?

Mitchell, en olgun döneminde yazdığı ve ölümünden sonra yayınlanan bu eserinde, önceki kitap ve makalelerinin ruh sağlığı profesyonelleriyle sınırlı olan hedef okur kitlesini genişleterek, insanlık halimizin en temel eksenlerinden biri olan aşk/sevgi konusunda derinlikli bir okuma yapmak ve düşünmek isteyen meslek dışı okurlara da seslenmektedir. Kitabın temel sorusu, âşık olan bütün insanların şu ya da bu şekilde yüzleşmek zorunda kaldığı bir aşk ilişkisinde zaman içinde tutkuyu sürdürmenin zorluklarıdır. Jargonu az ve görece kolay nüfuz edilebilir bir psikanalitik çerçeve içinde, çağdaş psikanalitik metinlerde alışık olmadığımız derecede Batı düşünce ve kültür tarihinden[3] ve zengin klinik malzemeden faydalanarak bu temel sorunun değişik boyutlarını irdeliyor Mitchell.

Mitchell’e göre insan doğasının iki temel yönelimi arasında yapısal ve kaçınılmaz bir gerilim vardır. Bir yanda, sevgi, şefkat, istikrar ve tutarlılık üzerinden emniyette hissetmeye ihtiyaç duyarız. Bildiğimiz, öngörebildiğimiz, tahmin edebildiğimiz ve büyük ölçüde kontrol edebildiğimiz ilişkisel ortamlar bizi yatıştırır; kendimizi psikolojik olarak evimizde hissetmemizi sağlar. Bu yönelim, Bowlby’nin[4] bağlanma kuramında tarif edilen güvenli üs (secure base) işleviyle de örtüşür: İnsan, ancak yeterince güvende hissettiğinde dünyaya açılabilir, risk alabilir, keşfedebilir.

Öte yandan insan, yalnızca emniyet arayan bir varlık değildir. Aynı zamanda sınırlarını aşmak, bilinmeyene temas etmek, farklı olanla karşılaşmak, şaşırmak, sarsılmak ve dönüşmek ister. Yenilik, belirsizlik, mesafe, merak ve ötekilik üzerinden beslenen bu ikinci yönelim ise, aşkın ve cinsel arzuya eşlik eden tutkunun temel psikodinamik kaynaklarından biridir. Âşık olmak, tam da bu anlamda, bildiğimiz benliğin sınırlarının askıya alındığı, ötekiyle karşılaşma üzerinden kendimizin de dönüştüğü bir deneyimdir.

Bu iki yönelimin — emniyet ve tutku, yakınlık ve mesafe, tanıdıklık ve yabancılık — aynı ilişkide eşzamanlı olarak sürdürülebilmesi, insan ruhsallığının en karmaşık meselelerinden biridir. Kültürel olarak yaygın kabul gören varsayım şudur: Tutkulu aşk, bilinmezlikten ve yenilikten beslenir; çiftler birbirlerini iyice tanıyıp artık birbirleri için sürpriz bir şey kalmadığında tutku kaçınılmaz olarak söner. Bu noktada ilişki ya aşksız ama güvenli bir birlikteliğe dönüşür ya da bu duygusal yoksunluğa dayanamayarak çözülür. Uzun süreli ilişki yaşayan birçok çiftin “ilk zamanların heyecanı kalmadı, kardeş ya da ev arkadaşı gibiyiz artık” ifadesi, bu kültürel kabullerin ilişkisel dile nasıl yerleştiğini çarpıcı biçimde ortaya koyar: Emniyet artmış, fakat tutku yitirilmiştir.

Mitchell’in özgün katkısı, tam da bu noktada başlar. Ona göre, uzun süreli ilişkilerde mutlak psikolojik emniyet arayışı, çoğu zaman farkında olunmayan bir fantezidir. İki insan, aynı evde yaşasalar, aynı hayata ortak olsalar bile, asla sabit kalmazlar. Her birey, bilinçdışı çatışmaları, yaşam travmaları, arzuları, korkuları ve savunmaları doğrultusunda farklı hızlarda ve farklı yönlerde değişir. Dolayısıyla hiçbir eş, diğerini bütünüyle tam olarak bilen bir konumda kalamaz. Gerçek anlamda bilinebilir olmak, ileri düzeyde duygusal saydamlığı — yani iç dünyanın çelişkileri, kırılganlıkları, utançları ve saldırgan dürtüleriyle birlikte paylaşılabilmesini — gerektirir. Oysa saydamlaşma, öznenin kendisini ötekinin bakışına açık hale getirmesi anlamına gelir ki bu da yapısal olarak risklidir: Reddedilme, küçük düşme, incinme ve kaybetme ihtimallerini içerir.

Tam da bu nedenle, Mitchell’e göre, ilişkilerde emniyet ile tutku arasındaki gerilim çözülecek değil, taşınacak bir gerilimdir. Çiftin birbirine duygusal olarak ne ölçüde açılabildiği ne denli kırılganlaşabildiği ve narsisistik savunmalarıyla ne kadar yüzleşebildiği, aşkın uzun vadede canlı kalabilmesinin temel belirleyicileridir. Paradoksal biçimde, aşkı söndüren şey çoğu zaman fazla çatışma değil, duygusal riskten sistematik olarak kaçınılmasıdır.

Bu noktada Mitchell’in düşünceleri, çağımızın en önde gelen çift terapistlerinden Esther Perel’in çalışmalarıyla[5] son derece verimli bir biçimde kesişir. Perel, modern çift ilişkilerinin en temel açmazını şu cümleyle özetler: “Aynı kişiden hem güvenli bir liman hem de ateşli bir arzu nesnesi olmasını bekliyoruz.” Güvenlik yakınlığı, yakınlık tanıdıklığı, tanıdıklık da çoğu zaman arzunun erotik gerilimini zayıflatır. Perel’e göre arzu, belli ölçüde mesafe, ötekilik, öngörülemezlik ve özerklik ister. Mitchell ise bu saptamayı ilişkisel psikanaliz çerçevesinde derinleştirerek şunu gösterir: Çiftler, tam da aralarındaki mesafeyi tümüyle kapatma fantezisine kapıldıklarında, aslında arzunun beslendiği psikolojik alanı da daraltmış olurlar.

Emniyet–tutku geriliminde cinsellik özel, hatta ayrıcalıklı bir yer tutar. Cinsellik, yalnızca bedensel bir yakınlaşma değil; çiftin ilişkisel örüntülerinin yoğunlaşmış ve kristalize olmuş bir ifadesidir. Güç, teslimiyet, kontrol, mesafe, saldırganlık, şefkat, utanç ve haz gibi pek çok temel duygu, cinsel ilişkide sembolik ve somatik olarak sahnelenir. Bu nedenle Mitchell, klasik psikanalizin dürtü kuramının ima ettiği gibi yabanıl cinsel arzuların evcilleştirilmesini değil; aksine arzunun ilişkisel canlılığın vazgeçilmez bir bileşeni olarak korunmasını savunur. Arzu bastırıldığında yalnızca tutku değil, ilişkisel yaratıcılık da sönümlenir.

Bu bağlamda aşk, Mitchell için durağan bir duygu hali değil; belirsizlik, kırılganlık, yeniden tanıma ve yeniden keşif süreçleriyle canlı kalan bir ilişkisel harekettir. Aşkın sürebilmesi, iki öznenin birbirlerinin değişimine tahammül edebilmesiyle, hatta bu değişimi ilişkisel bir zenginlik olarak taşıyabilmesiyle mümkündür. Jessica Benjamin’in karşılıklı tanınma [mutual recognition][6] kavramının işaret ettiği gibi, romantik aşk, ancak eşlerin hem benliğini koruyabildiği hem de ötekinin öznel gerçekliğini sahiden tanıyabildiği ölçüde yıkıcı çatışmalara saplanmadan varlığını sürdürebilir.

Aşk Sürebilir mi? tam da bu yüzden, aşkı “kaçınılmaz olarak sönen bir biyolojik reaksiyon” ya da “romantik bir yanılsama” olarak değil; etik, duygusal ve ilişkisel bir emek alanı olarak kavramamıza imkân verir. Okuyucuyu, aşkın yalnızca ilk büyüsünü değil; kırılganlığını, risklerini, hayal kırıklıklarını, yeniden kurma ihtimallerini ve dönüşüm kapasitesini birlikte düşünmeye davet eder. Kitap hem bireysel okur hem de ruh sağlığı çalışanları için, aşkın sürekliliğinin ancak belirsizlikle birlikte yaşamayı öğrenmekle mümkün olabileceğini güçlü biçimde hatırlatır.

Aşk Sürebilir mi? sevgi-aşk meselerine dair soruları/dertleri olan okuyucuları zihin ve duygu açıcı bir yolculuğa davet ediyor.

***

Edebi nitelikler de taşıyan psikanalitik bir metni, büyük bir özen ve başarıyla çeviren Cem Alpan’a, çok titiz bir redaksiyon çalışması yapan Uzm. Klinik Psikolog Berrak Karahoda’ya çok teşekkür ederim.

 

Dr. S. Murat Paker

İstanbul, 2010; New York, 2025

www.muratpaker.com

www.psikopolitik.com

 

[1] Paker, M. (2009). Editörün Önsözü. Mitchell, S.A. (2009). Psikanalizde İlişkisel Kavramlar: Bir Bütünleştirme içinde (s. xii-xxi), çev.: Gülenbaht Algaç-İrem Anlı. İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları [Orijinal kitap: Mitchell, S.A. (1988). Relational Concepts in Psychoanalysis: An Integration. Cambridge, MA: Harvard Univ. Press]. Bu kitabın yeni basımı da önümüzdeki dönemde OkuyanUs Yayınları tarafından yapılacak. https://www.muratpaker.com/tr/blog/editorun-onsozu-psikanalizde-iliskisel-kavramlar

[2] Mitchell, S.A. (2002). Can Love Last? The Fate of Romance over Time. New York: W.W. Norton & Co.

[3] Mitchell’ın bu kitaba konuk ettikleri arasında: Lacan, Thelma and Louise, Nietzche, Homer, Elvis, Wordsworth, Nancy Reagan, Yeats, Michael Corleone, William Blake, Ozzie and Harriet, Shakespeare, the Cleavers, Harold Bloom, The Doors, Albert Camus, Wallace Stevens, Isaiah Berlin, Bart Simpson.

[4] Bowlby, J. (1982). Attachment and loss: Vol. 1. Attachment (2. basım). New York, NY: Basic Books. (Özgün baskı 1969).

[5] Perel, E. (2006). Mating in captivity: Unlocking erotic intelligence. New York, NY: HarperCollins.

Perel, E. (2017). The state of affairs: Rethinking infidelity. New York, NY: HarperCollins.

[6] Benjamin, J. (1988). The bonds of love: Psychoanalysis, Feminism, and the Problem of Domination. New York, NY: Pantheon.

 

 

İletişime Geçin

Benimle iletişime geçmek için aşağıdaki formu doldurabilirsiniz.

PAYLAŞ