Soma’da psiko-sosyal rehabilitasyon

[Bu makale ilk olarak 13 Temmuz 2014’te T24’te yayınlandı]

 

Küçük harfli “Soma”, bildiğimiz ilçe Soma.

Büyük harfli SOMA, facianın/katliamın SOMA’sı.

SOMA’yı unutmadık, unutmayacağız!

Neredeyse iki ay oldu, 301 maden işçisi yaşamdan koparılalı. SOMA, nasıl da unutturulmaya çalışılıyor, görüyorsunuz.

Bu yazıdaki muradım, SOMA’daki unutma-hatırlama ve hakikat meselelerine Psiko-Sosyal Rehabilitasyon faaliyetleri üzerinden bakmak.

Rehabilitasyon, iyileştirme/onarım demek. Fiziksel ve/veya psikolojik bir travmadan (zedelenmeden) sonra, bireylerin ya da sosyal grupların psikolojik ve sosyal zedelenmişliklerini/zorlanmışlıklarını iyileştirme/onarma faaliyetlerine Psiko-Sosyal Rehabilitasyon diyoruz.

SOMA’dan sonra, yakınlarını kaybedenler, Soma ve civarında yaşayanlar başta olmak üzere, bütün ülkenin kimyası bozulmuştu. Dehşet verici bir olayla karşılaşmıştık ve olayın oluş şekli, çapı, insan hikâyeleri, yetkililerin tavırları, ihmaller/yalanlar, hepsi bir araya gelip hepimizi acıdan ağlattı, çaresizlikten öfkelendirdi.

Dikkat ettiyseniz, artık bu tip “afet” olaylarında tecrübeli olan AKP Hükümeti, ilk günlerden itibaren Soma’ya kendince psiko-sosyal yığınak yaptı. Din adamları başta olmak üzere, sağlıkçılar, psikologlar bölgeye yığıldı. Kimi meslek kuruluşlarının da katkılarıyla bu psiko-sosyal rehabilitasyon faaliyeti sürüyor. Duyumlarıma göre bir iki yıl daha sürmesi planlanıyor.

Mesleğim ve uzmanlık alanlarım gereği, SOMA’yı ve sonrasında uygulanan psiko-sosyal rehabilitasyon faaliyetlerini yakından izliyorum. Görünen tablo özetle şöyle:

Uyumcu Psiko-Sosyal Rehabilitasyon

Bütün dünyada, ama özellikle anti-demokratik dünyada, bir “afet” zorluğuyla karşılaşan iktidarlar, “afet”in yarattığı bozuklukları hızla kapatma, görünmez / konuşulmaz kılma, olaydan etkilenen insanları ve genel olarak toplumu bir an önce yeniden uyumlu hale getirme derdine düşerler. Hele bir de bu “afetlerde” kendi sorumlulukları/suçları varsa bu yüzeysel telaş daha da vurgulu bir hal alır. Bu egemen psiko-sosyal rehabilitasyon yaklaşımına uyumcu (konformist) yaklaşım denebilir.

Uyumcu yaklaşımda klasik olarak mağdurlara el uzatılır, psiko-sosyal destek sunulur, işlev bozuklukları giderilmeye çalışılır. Meselenin sosyo-politik boyutlarından uzak durulur, “olanlar neden oldu?” “hakikat nedir?” “adalet nasıl sağlanır?” gibi sorular sorulmaz. Çünkü bu sorular, iktidarlarda alerji yaratan ve uyumu zorlaştıran sorulardır.

AKP Hükümeti, SOMA’da işte bu uyumcu yaklaşımın en sakil örneklerini sergiledi, sergiliyor. Birkaç başlık sıralarsak:

  • Olayın katliam niteliğinin olabildiğince perdelenmesi, fıtrata bağlanması;
  • Olaydan sonra bölgeye heyet yığınağı yaparak, mağdur aileleri ziyaret bombardımanıyla bunaltması, aşırı hediyelere boğması, ilgi yanılsaması yaratması;
  • Kayıp vermiş ailelere büyük vaatlerde bulunup, bu vaatlerle muhtemel tepkileri ve sorgulamaları rehin alması; bu sayede doğrudan kayıp yaşayan ailelerle yaşamayanlar arasında ciddi sosyal çatlaklar yaratması (“keşke ben de ölseydim de bari ailem kurtulurdu” ya da “bizim eve de hediyeler getirmeleri için babamın ölmesi mi lazımdı?” ya da “ben babamı kaybetmişim, onların vereceği rüşvet bisiklete mi bineceğim.”)
  • Din adamları ordusuyla kader/sabır telkini;

Özgürleştirici/Dönüştürücü Psiko-Sosyal Rehabilitasyon

Psiko-sosyal rehabilitasyonun tek yolu uyumculuk değil. Başka türlüsü de mümkün: Özgürleştici / Dönüştürücü Psiko-Sosyal Rehabilitasyon. Bu yaklaşım için dört temel öge sayabiliriz:

  • Hakikat: Ne olduğuna ve nasıl olabildiğine dair bütün hakikat ortaya çıkarılacaktır.
  • Adalet: Bu hakikat temelinde sorumlular saptanacak ve yargılanacaktır. Gereken tazminatlar ödenecektir.
  • Öz-örgütlenme: Travmanın sözsüz ve çaresiz bıraktığı mağdurların, kendi seslerini hem bireysel hem de kolektif düzeyde bulabilmeleri, kendilerini hayata etkileri olabilecek bir özne gibi hissedebilmeleri için öz-örgütlenmelerini yaratıp sürdürebilmeleri desteklenecektir. Mağdurlar, ziyaret / hediye / vaate boğulan pasif alıcılar yerine kendi ihtiyaçlarına ve taleplerine kendileri karar veren özneler olarak görülecektir.
  • Anlam: Travmatik olaya yol açan nedenler saptanıp, bir daha bu tür olaylar olmaması için gerekenler yapıldıkça kayıpların bir anlam çerçevesinde görülmesi mümkün olabilecektir. Ölenlerin boşuna ölmemesi, ölümlerinin hiç olmazsa koşulları dönüştürücü bir işe yaraması gerekir ki geride kalanlar olarak bir anlam kurabilelim. Aksi takdirde elimizde hediye / tazminat / vaat dışında bir şey kalmaz. Koşullar değişmediği için yaşamaya devam edeceğimiz her yeni facia / katliamda yüreğimiz sıkışarak, biraz daha suçluluk ve bunaltı hissetmeye devam ederiz.

Çok Katmanlı SOMA Travması

Böylesi bir çerçeveden SOMA travmasına baktığımızda en azından üç katman ayırt etmek mümkün:

  1. Olayın kendisi: Dehşet verici ağır kayıplar. Geride kalan yakınların çektiği ıstırap ve yaşam zorlukları.

Olayın kendisi yeterince dehşet verici, kan dondurucu. Bu katmanda tabii ki ihtiyacı olan bütün mağdurlarla hem bireysel, hem ailesel, hem de topluluk düzeyinde psiko-sosyal destek (psiko-eğitim, danışmanlık, terapi vb.) çalışmalarının, düzenli ve uzun vadeli olarak yapılması gerekir. Sosyal yardımlar, tazminatlar, tıbbi/psikolojik raporlandırmalar yine bu katmanın işleri arasındadır. Ama maalesef tek katman bu değil, durumu karmaşıklaştıran iki katman daha var.

  1. Olaya yol açan ihmaller/denetimsizlik:

Artık herkes biliyor ki, bir kazadan/afetten değil, göz göre göre gelmiş bir katliamdan bahsediyoruz. Verimlilik ve kar uğruna alınması gereken önlemlerin alınmadığı, yapılması gereken denetimlerin yapılmadığı, rutinde belli sayıda işçi ölümünün verimlilik  / kar tanrısına kurban edilmesinin olağan karşılandığı; bu sefer kayıpların çapı nedeniyle olayın böyle patlamış ve bütün dikkatleri çekmiş olduğu; çoğu zaman olduğu gibi 5-10 işçi ölse kolayca göz ardı edilebileceği görülebiliyor.

Yine açıkça ortaya çıktı ki bütün bu ihmaller ve denetimsizlik Hükümet / Şirket / Sendika sarmalında yürütülüyor. Hükümet, o bölgede maden-dışı geçim / üretim ihtimallerini yıllar içinde söndürüp / canlandırmayıp, insanları madende çalışmaya mahkûm ediyor; Şirket, insan ve doğa sömürüsünün dibini buluyor; Hükümet, Şirket’le kol kola olduğu için tüm ihmallere ve denetimsizliklere göz yumup çanak tutuyor; Sendika da sendikacılık yapmak yerine Şirket’i kolluyor. Dini hassasiyetler de bu sarmalın sürekli yedeğinde tutuluyor. Kısacası mükemmel vahşi kapitalizm düzeni yaratılmış durumda.

  1. İktidarın empatisiz/saldırgan tavrı:

Olaydan sonraki ilk birkaç günde, AKP iktidarının ve Başbakan Erdoğan’ın gösterdikleri tavır, büyük bir olaya tamamen hazırlıksız yakalanan ve türlü sürçmelerle sahici konumunu göstermek zorunda kalan zorbaların halini hatırlatıyordu.

Böylesi devasa bir olay karşısında bile, kibrinden / küstahlığından taviz vermeyen, “fıtrat” diyebilen, başta açıkça Şirket’i kollayan, mağdurlara tekme / tokat dalabilen, hakaret edebilen, her zaman minnet ve övgü beklediği için bu ihtiyaçları karşılanmadığında çileden çıkabilen bir iktidar zihniyetine tanık olduk.

SOMA’da ortaya çıkan çıplak gerçeklerden biri işçilerin / yoksulların ne denli beter yaşam / çalışma koşullarına mahkûm edilerek çaresizleştirildikleri / uysallaştırıldıkları; ama aynı zamanda, büyük travmatik olayların bu çaresiz / uysal yığınları hareketlendirme potansiyeline sahip olduklarının hissedilmesiydi.

Bu çerçevede SOMA, AKP Hükümeti’nin sınıfsal konumunu / tercihlerini, bütün aksi lafazanlığa rağmen açıkça ortaya koydu. Erdoğan’ın hırçınlığının altında biraz da tüm mağdur edebiyatını boşa çıkaran bu sınıfsal yakalanış hali vardır.

* * *

Yüzeysel / geçici yara pansumanıyla yetinmeyen Özgürleştirici / Dönüştürücü Psiko-Sosyal Rehabilitasyon yaklaşımı, SOMA gibi travmatik olayların, sosyo-politik bağlamını, çok katmanlılığını sürekli hesaba katarak, eşitsizliği, çaresizliği, otoriterliği üreten koşulları ve mekanizmaları sorunsallaştırarak, insani ıstırapları azaltmanın asli yolunun insanların öznelik kapasitesinin arttırılması olduğunu düşünür.

İnsanlar, kendilerini yapabilir / edebilir / değiştirebilir özneler olarak hissettikleri oranda travmatik durumları geride bırakabilirler. O yüzden, SOMA travmasının bütün katmanlarının her yönüyle konuşulması / anlaşılması ve buna uygun bir eylemselliğe girilmesi büyük önem taşımaktadır.

SOMA’nın rehabilitasyonu bireysel düzeyde de sosyal düzeyde de, hakikati ve adaleti arayan çok yönlü bir psiko-politik mücadeleden geçiyor. Bu da devlet kurumlarından beklenebilecek bir iş değil.