Editörün Önsözü: İlişki İçinde “Ben”: Kültür, Aile, Bireyselleşme ve Psikanalitik Arayışlar

 

Psikanaliz/Psikoloji Kitap Dizimiz’in 17. kitabı olarak değerli hocam Prof. Güler Okman Fişek’in İlişki İçinde “Ben”: Kültür, Aile, Bireyselleşme ve Psikanalitik Arayışlar başlıklı kitabını yayınlamaktan büyük kıvanç duyuyoruz.

Güler Okman Fişek, bir klinik psikoloji hocası. 1960’ların sonunda klinik psikoloji alanında doktorasını yapmak için ABD’ye giden, 1973’te doktorasını bitirip bir süre lisanslı klinik psikolog olarak çalıştıktan sonra, 1977’de Boğaziçi Üniversitesi’ne dönen ve yaklaşık otuz yıl Boğaziçi’nde hem psikoloji lisans hem de özellikle klinik psikoloji yüksek lisans dersleri veren Türkiye’nin en önde gelen klinik psikologlarından.

Klinik psikoloji, psikolojinin bir alt-alanı olarak 19. yüzyılın sonunda temel olarak bir araştırma ve değerlendirme (testler) disiplini olarak ortaya çıkıyor. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra psikoterapiye olan devasa ihtiyaç karşısında, klinik psikoloji başta ABD olmak üzere Batı ülkelerinde psikoterapiyi de içeren bir hâle evriliyor. O zamandan beri, örneğin ABD’de klinik psikoloji hem psikolojinin en büyük uzmanlık alanı, hem de en çok psikoterapist yetiştiren disiplini.

Türkiye ise her bilimsel alanda olduğu gibi klinik psikoloji alanındaki bu gelişmeleri epey geriden ve öncü/mücadeleci kimi hocalarının çabalarıyla yakalamaya çalışıyor. Bir alanda hoca olabilmek için doktora yapmak şart ve kendi ülkenizde o alanda doktora programı yoksa ve imkânınız varsa ya da yaratabiliyorsanız, olan yere gidiyorsunuz. Klinik psikoloji alanının en gelişkin olduğu yer en başından beri ABD. İşte, Güler Okman Fişek, 1960’ların sonunda bu macerayı hayal edebilmiş ve dahası göze alabilmiş. Bunda tabii Amerikan Kız Koleji mezunu olmasının önemli bir payı olsa gerek. Güler Hoca’dan önce bu maceraya kalkışmış Türkiyeli öğrenci sayısı bir elin parmaklarını geçmez.[1] Bu anlamda Güler Hoca, Türkiye’nin az sayıdaki birinci kuşak klinik psikologları arasındadır.

Güler Hoca, klinik psikoloji doktorasını ABD’de yapmış ve lisanslı klinik psikolog olarak ABD’de çalışma deneyimi edinmiş olarak 1977’de Türkiye’ye dönüyor ve Boğaziçi’nde 1981-82’de kurulan klinik psikoloji yüksek lisans programı aracılığıyla emekli olana kadar yüzlerce klinik psikoloğun/psikoterapistin yetişmesine birinci dereceden rehberlik ediyor. Öğrencilerinin bir kısmı daha sonra doktora yapıp bu alanın yeni kuşak hocaları oluyorlar. Günümüzde Türkiye’de klinik psikoloji alanında Boğaziçi kökenli psikanalitik ağırlıklı bir Amerikan ekolü vardır. Bu ekolün kurucu annesinin Güler Hoca olduğu rahatlıkla söylenebilir. Türkiye’de evrensel stardartlara uygun klinik psikolog sıfatı taşıyan akademisyen ve/veya psikoterapistlerin önemlice bir kısmının hocası ya da hocasının hocası Güler Okman Fişek’tir.[2]

“Psikanalitik ağırlıklı Amerikan ekolü” dedik. Güler Hoca’nın ABD’de doktorasını yaptığı program o sıralarda Amerikan Psikanalizinde hâkim olan Ego Psikolojisi ağırlıklıdır, Güler Hoca da öyle bir donanım edinir. 1960’lardan beri ABD’de Bilişsel-Davranışçı ekol tırmanış hâlindedir, ama Güler Hoca, davranışla, semptomla, yüzeyle yetinmeyen, hep ötesini/derinini kurcalamak isteyen tabiatı icabı olsa gerek başından beri bu ekole mesafeli durur. Öte yandan hiçbir zaman da herhangi bir ekolün fanatizmini yapmaz; psikanalitik ağırlıklı olsa da, derslerinde ve süpervizyonlarında kendisine yakın olan ekolleri de eleştirmekten çekinmez veya kendisine uzak gelen ekollerin katkılarını ve meşruiyetlerini tanır. Dolayısıyla Güler Hoca’dan sadece bilgi değil, duruş, esneklik ve vizyon da öğrenirsiniz.

Güler Hoca’nın Türkiye klinik psikoloji alanındaki öncü rolüne ek olarak, görece yeni bir psikanaliz ekolünün Türkiye’ye tanıtımında da, mutlaka belirtilmesi gereken, öncü bir rolü vardır. Öncülleri daha eski olsa da, 1980’lerden itibaren ABD’de İlişkisel Psikanaliz ekolü ses getirmeye başlamıştır ve Güler Hoca bu ekolün önemli kitaplarını 1980’lerin sonundan itibaren ders programlarında kullanmaktadır. Bugün Türkiye psikoterapi alanında ilişkisel psikanalitik yaklaşım kendisine bir yer bulabilmişse bunda Güler Hoca’nın katkısı büyüktür.

Güler Okman Fişek, Türkiye’de ve ötesinde (ABD) olabilecek en Batılı ve elit eğitim kurumlarından yetişmiş olmasına ve yetiştiği alan tamamen “Batı icadı” olan klinik psikoloji olmasına rağmen, Batıcı değildir; en başından beri yerli/Türkiyeli olana da meraklı ve duyarlıdır. Özellikle sosyal ve insan bilimlerinde ve tabii psikoterapide, her iyi bilim insanının ve her iyi terapistin yapması gerektiği gibi, Batı’da oluşturulmuş kuramları iyi bilir, iyi takip eder, ama aynı zamanda bu kuramların belli bir sosyo-kültürel bağlamda kurgulanmış olduklarını, bu yüzden otomatikman evrensellik iddiasında bulunamayacaklarını, evrensellik iddiasının ancak yerel sosyo-kültürel bağlamlarla karşılaşmalar sayesinde test edilebileceğini de teslim eder. Bu anlamda Güler Hoca’nın bilimsel araştırma ve yayın hayatı, kimi Batılı kuramlarla Türkiye yerelinin karşılaşma ve etkileşme alanıdır.

Batılı psikoloji kuramlarının açık ya da örtük olarak varsaydığı ve idealize ettiği özerk, bağımsız, kendine yeten birey kavramsallaştırması evrensel midir? Batı ve Doğu toplumlarındaki birey ve bireyleşme süreçleri, aile dinamikleri ne kadar benzerdir, ne kadar farklıdır? Türkiye ne kadar Batı, ne kadar Doğu toplumudur? Bütün bunlar psikoterapi pratiğimizi nasıl etkileyebilir? Güler Hoca’nın akademik mesaisinin önemlice bir kısmı bu soruların peşinden gitmekle geçmiştir.

Elinizdeki bu kitap da Güler Hoca’nın hem bir klinik psikoloji akademisyeni hem de bir psikoterapist olarak tüm meslek hayatı boyunca imbiklerden geçirerek bu sorular için önerdiği cevaplardan oluşmaktadır. Türkiye’nin ne tipik bir Batı toplumu ne de tipik bir Doğu olmadığı, özgün bir bileşim olduğu, bu bileşimin en iyi ailevi benlik gibi bir benlik katmanıyla anlaşılabileceğini anlatıyor Güler Hoca. Günümüz Türkiye’sinde sert hiyeraraşik sosyal yapı ve aile formlarının geleneksel formlara göre daha gevşemiş olmakla birlikte, aile dinamiklerinde yakınlık/bağlılık ihtiyaçlarında o denli azalma gözlenmiyor ve bu özgün durum kısmen bireyselleşmiş ailevi benlik yapısını ortaya çıkarıyor. Benlik kurguları her zaman sosyo-kültürel bağlamlarında ele alınıyor.

Güler Hoca, kuramsal çatısını kurarken, Alan Roland’ın kültürlerarası psikanaliz yaklaşımından, ilişkisel psikanalizden, aile sistemleri yaklaşımından ve Türkiye toplumu üzerine aile/benlik konularında yapılmış birçok araştırmadan faydalanıyor. Kitabın son bölümlerinde ise bol vaka malzemesi ile desteklenmiş olarak bütün bu evrensele dayanan yerel bilginin psikoterapi pratiğimizde nasıl kullanılabileceğini gösteriyor. Bu sayede, hangi ekolden olursa olsun, Türkiye’de psikoterapi yapma derdi olan herkesin çok şey öğrenebileceği bir kitap ortaya çıkmış oluyor.

Kitabın son hâline gelmesinde inanılmaz özenli editörlük katkısı sağlayan Uzm. Psk. Burçak Erdal’a çok teşekkür ediyoruz.

 

Aralık 2017

 

Yrd. Doç. Murat Paker

İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları Psikanaliz/Psikoloji Dizisi Yayın Yönetmeni

*

[1] Bilemediklerimiz varsa kusura bakmasınlar, ama Güler Hoca’dan bir miktar önce önce yurtdışında klinik psikoloji doktorası yapan diğer hocalar Gökçe Cansever, Halide Yavuzer ve Işık Savaşır’dır.

[2] İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde 2005 yılından beri faaliyet gösteren Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programımızın da büyük ölçüde bu ekolden kökenlendiği ve programdaki hocalarımızın hemen hepsinin üzerinde Güler Okman Fişek’in bir hocalık hakkı olduğunu belirtelim.

 

***

Dizi No 17

(2018). İlişki İçinde “Ben”: Kültür, Aile, Bireyselleşme ve Psikanalitik Arayışlar (Güler Fişek)

İçindekiler ve Önsöz

Batılı psikoloji kuramlarının açık ya da örtük olarak varsaydığı ve idealize ettiği özerk, bağımsız, kendine yeten birey kavramsallaştırması evrensel midir? Batı ve Doğu toplumlarındaki birey ve bireyleşme süreçleri, aile dinamikleri ne kadar benzerdir, ne kadar farklıdır? Türkiye ne kadar Batı, ne kadar Doğu toplumudur? Bütün bunlar psikoterapi pratiğimizi nasıl etkileyebilir?

Bu kitap, Güler Okman Fişek’in hem bir klinik psikoloji akademisyeni hem de bir psikoterapist olarak tüm meslek hayatı boyunca imbiklerden geçirerek bu sorular için önerdiği cevaplardan oluşmaktadır. Türkiye’nin ne tipik bir Batı toplumu ne de tipik bir Doğu olmadığı, özgün bir bileşim olduğu, bu bileşimin en iyi ailevi benlik gibi bir benlik katmanıyla anlaşılabileceğini anlatıyor Güler Hoca.

Günümüz Türkiyesi’nde sert hiyeraraşik sosyal yapı ve aile formlarının geleneksel formlara göre daha gevşemiş olmakla birlikte, aile dinamiklerinde yakınlık/bağlılık ihtiyaçlarında o denli azalma gözlenmiyor ve bu özgün durum kısmen bireyselleşmiş ailevi benlik yapısını ortaya çıkarıyor. Benlik kurguları her zaman sosyo-kültürel bağlamlarında ele alınıyor. Güler Hoca, kuramsal çatısını kurarken, Alan Roland’ın kültürlerarası psikanaliz yaklaşımından, ilişkisel psikanalizden, aile sistemleri yaklaşımından ve Türkiye toplumu üzerine aile/benlik konularında yapılmış birçok araştırmadan faydalanıyor.

Kitabın son bölümlerinde ise bol vaka malzemesi ile desteklenmiş olarak bütün bu evrensele dayanan yerel bilginin psikoterapi pratiğimizde nasıl kullanılabileceğini gösteriyor. Bu sayede, hangi ekolden olursa olsun, Türkiye’de psikoterapi yapma derdi olan herkesin çok şey öğrenebileceği bir kitap ortaya çıkmış oluyor.   Murat Paker

No Comments

Post a Comment